0 297

forumlar > müzik > empyrium

forumlar > müzik > empyrium
0 297

03.03.2015 04:03
İnsan duygusal bir varlıktır ve çeşitli olayların etkisinde kalarak yer yer melankolik, duygusal ve karamsar boyutlara geçebilmektedir. Yaşadığı olayların, o anlık içinde barındırdığı ruhsal durumun kendi üzerinde büyük etkileri söz konusu olabilir ve söz konusu melankolik, içli, duygusal ve karamsar ruhi durumunu farklı pasajlarla içinde yaşayabilir. Gün gelir melankolinin dibine vurur ve kendisine tercüman olan sesler bütünü içinde kaybolabilir.

Öyle eserler vardır ki yıllarca yanı başımızda durmuşlardır. Onlar sürekli yanı başımızda olsalar bile bunun farkına varmamız mümkün olmamıştır. Beklinde farkında olmamamızın bir nedeni vardı ve kendisinin farkına varacağımız zamanı bekliyordu. Öyle bir zaman olmalıydı ki o eser bizzat avuçlarımızın içine yapışarak kendisini bize fark ettirmeliydi. Şimdi tam zamanıydı ve kendisini fark ettirmeliydi. Avuçlarımıza yapışır, seslerinden kulaklarımıza pasajlar salgılar, onun farkında olmamızı sağlar ve “işte şimdi tam zamanı, tam şu anda bu seslere ihtiyacın var ve şimdi beni dinleme zamanın” diyebilir. Hele bir de gecenin akışı içinde ruhumuzu ve iç dünyamızı yoğun duyguların pençesinde hissediyorsak söz konusu sert pençeleri bizi karanlık bir şekilde mutluluğa gark eder bir şekilde böğrümüzde hissederiz. Gündüz vakti ya da kafamızın müsait olmadığı bir anda vurucu eserin belki hiç etkisi olmayacaktı ve geceleri “işte, o an geldi” diyerek duygusal ve karamsar girdapların esintilerini suratımızda gerçek manada hissedebilecektik.

Bir eser vardı. Birkaç zamandır elimin altındaydı ama ne zaman play tuşuna basılsa zevk vermiyordu. Daha önce de kulak kabartılmıştı ama hiçbir şey hissettirmemişti bana. Çünkü zamanı değildi ve uygun anı gelmeliydi. Bir gece, bir şans dokunuşuyla play tuşuna basıldı ve stop düğmesine basılmadı. Ta ki eser bittiğinde yeniden başlatılarak ve bu sefer daha büyük etkiler altında kalıp daha derin tatlar alarak. Hangi eserdi bu? Empyrium grubunun “Songs Of Mors & Misty Fields” eserinden söz ediyorum. Hiç beğenemediğim ve bana pek bir şey hissettiremeyen bir grup olan Empyrium, belki de bir insanoğlunu (beni) en savunmasız anında yakalamış ve kendisini dinletmesini sağlamıştı. YANİ, KENDİSİNİ FARK ETTİRECEĞİ AN GELMİŞTİ. Şans eseri dinlemeye başladığım eser beni o kadar etkilemişti ki haftalarca her gün dinlemiştim.

Karşımızda öyle bir eser var ki albümde yer alan müzikal konseptleri türsel olarak açabilmek çok zor. Yer yer Black Metali andıran scream vokaller, nadiren hafif operal (kesinlikle tam operal değil ve çok az bir benzerlik var) melankolik, davudi, şuh, duygu ve yoğunluk dolu kalın-temiz vurucu vokaller, flütler, çellolar ve akustik gitar pasajları, bazen kendinden emin bir şekilde ilerleyen temiz ritim gitar partisyonları, melodik ve iç dünyaya akıcı solo gitar performansları, karamsar duyguların vurucu dokumalarını yapan cehennemi davul aksamları, içimizden bir şeyler koparan klavye dokunuşları, yer yer adrenalin yüklemeler ve karanlık, duygu yüklü, insanı kendi içinde kaybettiren melodiler. Sayısız Heavy tarzının bir anda çorba edildiği bir albüm bu. Bazı vokal yönleriyle Black Metal ve bunun yanında Dark Metal, Doom Metal, Gothic öğeler, klasik ve akustik pasajlar, Ambient/Folklorik etkilerle her türlü tadı alabileceğimiz bir albüm var karşımızda ve tek bir türe sokabilmek mümkün değil.

Sanki karanlık, duygusal, karamsar ve melankolik melodilerin birbiriyle seviştiği ve orgazmının insan oğlunun beyninde patladığı bir şaheser bu. Duygular iniyor, yükseliyor, patlama noktalarına erişiyor ve müzikal akış bunu dibine kadar hissettiriyor. Müzik scream bir ses yapısıyla akıcı ve temiz ritim gitar ile beraber klavye eşliğinde giderken müzik bir anda durup kendisini vurucu sessizliğe, temiz seslere, ruha vurucu davul darbelerine ve karizmatik ses yapısına bırakabiliyor.

Albüm 1997 yılında Almanya Muennerstadt’da A+R Stüdyosu’nda iki haftada kaydedilmiş. Albümün prodüksiyonu oldukça başarılı ve 6 parça olmasına rağmen 45 dakikalık süresiyle dikkati çekiyor. İlk parça bir buçuk dakikalık bir parça olmasına rağmen.

Albüm akustik çalışma ‘When Shadows Grow Longer’ parçasıyla başlıyor ve söz konusu başlangıçla albüm nasıl bir konsepte sahip olacağını hemen belli ediyor: “Gölgeler daha uzun büyürken ve yaklaşan gece boyunca güneş batarken; bizim kederimiz daha güçlüdür. Karanlık ve ölüm gibi şimdi bizim tarafımıza daha yakındır. Bir çok güneş batacak ve acı gözyaşları akıtılmış olacak.”

İkinci parça ‘The Blue Mists Of Night’ albümün belki de hızlı ve hareketli başlayan tek parçası. Scream vokalle başlayan ve hızlıca ilerleyen parça, sonrasında belli bir durgunluğa ulaşıyor ama bu durgunluk oldukça melodik bir hal alıyor. Sonra karizmatik bir vokal yönüyle ilerlemeye başlıyor ve müzik kendisini, farklı bir boyuta giderek çok temiz ritim gitara bırakıyor. Bu esnada melankolinin tüm öğelerini taşıyan ve temiz bir ritim gitardan ibaret olan geçişler yoğunluğuyla insanın kendi içinde depreşmesine sebep oluyor. Parçanın bu dehşet akıştan şu sözlere gelmesi söz konusu etkiyi daha derin yapıyor: “Sadece sessiz umutlar ve büyüyen, acı verici keder kalır. Sonsuz bir vadiye düşerim, durmadan kendimi veririm. Uzağa! Çok uzağa! Loş ve puslu yere. Kalbim geceyi yansıtır... Halsizce ay ışığında vücudumu yıkıyorum sizde kendimi. Benimle güzelliğiniz açığa çıkmış olabilir. Sessiz rüzgarlar, bana fısıldıyor. Sizin ıssız ve neşeli şarkılarınızı...”

Albümün belki de en dokunaklı ve vurucu parçalarından biri ‘Mourners’ oluyor. Flütle başlayan parça insanın iç dünyasını yırtan ve derin duygular yükleyen ritim-lead gitar karışımıyla beraber derin scream vokalleri içeriyor. Bu vokal anında lead gitarın ağlamaklı gidişatını ve garip havasını anlatabilmek çok güç. Belki de şu cümleler gerekli açıklamaları fazlasıyla yapıyordur: “Ay kaç kere parlamıştı. Kaç kere siyah göle yansımıştı? Onların yaşamını durduran acıları işitebilir miyiz? Onlar çok yaşlılar... Onlar bitmez tükenmez acılarını açığa çıkarıyorlar. Mutsuz eski zamanlar... Eskiler daha güzeldi.”

Ya dördüncü parça ‘Ode To Melancholy’e ne demeli? Eminim ki bu parça Empyrium hayranı bir çok insanın müziksel duygusunda önemli pasajlara sahiptir. Piyano ile başlayıp oldukça davudi, şuh ve karizmatik yoğun bir vokal ile söylenceye başlanması ve hemen ardından müziğe hareketliliğin verilip hafif operal öğelerin yer edinmesi ve bunu destekleyen ritim-lead gitar uyumu tek kelimeyle harika. Yer yer araya karışan soloların hemen ardından yan planda sağlam ritim gitar rifflerinin vurması akıcılığa esneklik kazandırıyor. Parça ortalara doğru akustik bir yön kazanıyor ve sonrasında coşkunluğa ulaşıyor. Tüm içten duyguların 5:07’inci sürede muhteşem etkileyici bir solo ile iyice akıcılığa kavuşması ve bu solo sonrası duyguların scream vokalle patlama yapması insana doygunluk hissini veriyor. İşte bu scream vokal anının derinliğini şu sözlerle daha iyi anlayabiliyoruz ve kendimizi duygusal manada zor tutuyoruz: “Şehvet ve üzüntülü düşünce benimle olacak. Ruhum çoğalıyor, arzuluyor... Melankoli... Kalbim senindir.”

Klavye ile başlayan ve bizi bir an durgunlaştıran, yavaş yavaş yükselmesiyle gözlerimizi fal taşı gibi açan ve hemen sonrasında baterinin ve ritim gitarın girmesiyle ön planda muhteşem bir lead gitarın müziğe egemen olması nasıl anlatılabilir ki? İşte bu ‘Lover’s Grief’ parçasının bize verdiği acı hediyelerdi. Durgun, karizmatik ve temiz bir ses yapısıyla salgılanan müzik bir an scream vokallere bırakıyor kendini ve klavye destekleriyle dokunaklı pasajların yargıçlığını yapıyor. Bu parça albümde en çok sevdiğim parça ve anlatabilmem gerçekten de çok zor. Müziğin yer yer durması, yer yer sadece bateri, flüt ve vokal üçlemesinin vurucu bir şekilde ilerlemesi ve hemen sonrasında müziğe tekrar gitarların eşlik etmesi ve yine beyinleri öldürücü solo gitar melodilerinin müziğe melankolik melodileri vermesi nasıl anlatılabilir ki? Parçanın 3:54 süresinde bir an durup sadece piyano ve klavyenin olması, sonrasında öldürücü vuruşlarla dokunaklı baterinin eşlik etmesi ve bu dinginliğin tekrar sert gitar melodileri ve klavye destekleriyle doğruğa çıkarılması da ayrı bir boyut. Şu sözler de tam bir patlama noktası: “Acı dolu yalanlara katlanmak için gözlerin beni öper. Ay ısrarla yapacağımı söyler. Biz niçin yıldızlar gibi olamayız? Daima parıldayan yıldızlar... Geceyle bütünleşen yıldızlar... Onların kudreti, ufukta kederin karanlık fırtına bulutlarını topladı. Ne ay ne de yıldızlar onların ışığını bu gece açığa vurabilir. Ve yağmur yağar, ruhuma doğru akar. Bulutlar ağladığı zaman onların kederiyle sarılıyorum.”

Albümün kapanışı albümün bitişine o kadar uyuyor ki böyle bir sonla karşılaşmak bizi iyice uçuruyor. ‘The Ensemble Of Silence’ parçası klasik gitar ve flütle başlıyor ve 2 dakika böyle devam ediyor. Sonrasında büyük bir güç müziğe hakim oluyor ve müzik sert öğelerle tavan yapıyor. Ama bu sertlik her zamanki gibi melankolik solo gitar performansıyla süsleniyor. Müzik hızlandıkça hızlanıyor ve scream vokallerle etkili dokunuşlar yapılıyor. Ama bu coşkunluk sonra son buluyor ve müzik bir anda farklı bir metafora geçiyor. İşte bu metaforu ve o anda geçen melodileri aktarabilmem o kadar güç ki. Klasik gitar ve klavye destekleriyle beraber etkileyici enstrümanların ortak sesleri sigara içenlerin sigara içme adetlerini arttırıyor ve muhteşem bir vokal yönüyle gözlerimizi kapatırken buluyoruz kendimizi. O anki müzik ve vokal uyumu, bu uyumun muhteşem bir şekilde ayyuka çıkması, alçalması ve müziğin gaza basması gibi ayrıntıları ise ne ben anlatayım ne de içimden geçenleri tüm yoğunluğuyla ortaya çıkarayım. Çünkü bunu açıklayabilmek ve analizleyebilmek o kadar zor ki sadece kalbinizde derin bir sızının, muhteşem bir melankolinin ve bu yönüyle güçsüzlük değil size güçlü bir şekilde karanlık bir mutluluğu verdiğini anlayabilirsiniz. Bırakalım da onlar söylesinler: “Gecenin sessizliğinde kendimi kaybettim. Sevimli mavi bir sesle beni sarhoş eder yalnızlığın sarhoşluğunda. Ölümün kutsal krallığından daha fazla korkmuyorum. Kederin şarabını içtiğim gibi dudağımdan tek bir ses çıkmaz. Kalbim bir daha asla ağrımaz. Bütünüyle son bulacağını bildiğim için. Sadece ben ve gecenin şiiri... Şimdi sonsuza dek... Sadece ben ve gecenin şiiri. Şimdi sonsuza dek. Sessizliğin grubu benim için çok güzel çalıyor.

Karşımızda öyle bir albüm var ki tek bir müzikal kalıbı görebilmek mümkün değil ve her parça inanılmaz yönlere kayıyor. Bütün parçalar kendi içinde sayısız bölünmelere sahip ve her parçanın içinde muhteşem melodiler mevcut. Bir parça içinde sayısız duyguları alabiliyorsunuz ve ruhsal boyutlarda derin gezintilere çıkıyorsunuz. Albüm tam bir melankoli, duygu, muhteşem hisler, akıcı melodiler, vurucu enstantaneler, kalbi delici melodiler, gözleri kapayıcı ve bol bol sigara yaktırıcı akışlara sahip. Dinlememiş olanlar muhakkak dinlesinler ve mümkünse önyargısız dinlesinler. Yıllarca bu gruba deli olan insanları görürdüm ve grubun isminin dillere pelesenk edilmesi garibime giderdi. Aslında bir zamanlar çok popüler bir grup olmuştu Empyrium ve sanki acı çekenlerin grubu olarak lanse ediliyordu. Bunlar bir önyargıdan ibaret ve aslolan müzik, ruh ve duyguysa bu albümde her şey fazlasıyla mevcut.

Haaaa! Bu arada albümü mümkünse gündüz dinlemeyin. Yoksa gerçek tadı alamazsınız. Gece vakti odanıza çekilin, ışıklarınızı kapayın ve içiyorsanız sigaranızı yakın, play tuşuna basın ve gözlerinizi kapayın. Sonrasında bir şey hissedemediyseniz beni bulun. Size çözümü imkansız bir reçete yazacağım. Bir şey anlayamadıysanız, “hissel ayarlarınızı kontrol ettiriniz reçetesini” ya da “şansınıza küsün basiretsizliğini” yazacağım. (Alıntıdır)

Grup Üyeleri
Thomas Helm: Vokal, Piyano
Ulf Theodor Schwadorf: Gitar, Bas gitar, Perküsyon, Vokal
Markus Stock: Bateri

Diskografi;

Die Wie ein Blitz von Himmel Fiel... (Démo -1995) Wintersunset... (CD -1996)
Songs of Moors and Misty Fields (CD -1997)
Where at Night the Wood Grouse Plays (CD -1999)
Weiland (CD -2002)
A Retrospective (Compilation -2006)
Into the Pantheon (Live -2013)
Bochum, Christuskirche 2012 (Live -2013)
The Turn of the Tides (CD -2014)

youtube.com/v/giTOI4Blbvg&list=RDgiTOI4Blbvg#t=0






15.02.2016 06:36
[SWF]youtube.com/v/afbRLhG3YkI [/SWF
04.03.2015 16:32
wehmut demiş ki:
kesinlikle türkiye gelmesini istediğim ve kesinlikle ve kesinlikle orada olup bi yandan şarap yudumlayıp o anı yaşamak istediğim tek gruptur...
valla artık Türkiyede mi olur Almanyada mı olur başka yerde mi olur bilmem ama nerde olursa ben giderim
04.03.2015 04:55
ordog demiş ki:
olur da yine konser verirlerse bu kez kaçırmamak gerek.
kesinlikle türkiye gelmesini istediğim ve kesinlikle ve kesinlikle orada olup bi yandan şarap yudumlayıp o anı yaşamak istediğim tek gruptur...
04.03.2015 04:48
olur da yine konser verirlerse bu kez kaçırmamak gerek.
04.03.2015 04:36
efsanevi bi kadro ile tekrar müziğe dönmeli sevindirici özellikle de efsaneleşmiş mourners,der wehler vs gibi parçaları canlı dinlemek isterdim...


youtube.com/v/fBqNU-Iq2fA
03.03.2015 18:42
ohaa Emyprium
o zaman bunsuz olmaz
[url]
[/url]
03.03.2015 11:27
youtube.com/v/hNH5iPjd9m4

Gençliğimin törpülerinden...

youtube.com/v/GNePpeoF7N4
- bu mesaj, witchtrap tarafından 11:27 03.03.2015 tarihinde düzenlendi.